Selin Seçen’den Motosikletle Gökçeada Seyahati

Titreşimi yormuyor mu? Selesi rahatsız etmiyor mu? Ee ama ön camı yok. Amortisörleri sert değil mi? Çok sevimli bu. Serseri bu.

Rüzgar gülü, rüzgar gülü…

Yukarıdakiler sürdüğüm motosikleti görünce/duyunca insanların söyledikleri… Hepsine rağmen Duke 390 ile mutluyum. 🙂 Hatta seyahat ediyorum. Uzun vadeli seyahatler için uygun bir motosiklet değil elbette ama Türkiye içinde gezecekseniz, 2017-2018 modeline ben kefilim. Yakın zaman önce İstanbul çıkışlı 1 haftalık bir seyahatten de yeni dönmüşken kısa rotalar planlayanlar için fikir vermesi adına rotamı paylaşacağım yazıda.

İstikamet

Bozcaada ve Gökçeada… 7 gün olarak belirlemiştim süreyi, amacım deliler gibi sürüş yapmak değil, henüz sezon açılmamışken doya doya denize girmek ve kimsesiz koylarda gezinmekti. Bayram öncesinde, Ramazan ayını da hesaba katınca kimseciklerin olmadığı bir Bozcaada ve Gökçeada karşıladı beni.

Yaklaşık 3 ay önce ayağımı çatlattığım için ilk günden yorulmamak adına Yenikapı-Bandırma feribotuna (Mayıs sonunda motosikletler için en ucuz bilet tek yön 80 TL idi.) bindim bir sabah saat 7’de. 09.30’da Bandırma’daydım. Benzin ve yolda geçecek süre düşünüldüğünde gözden çıkarılabilir küçük bir miktar kalıyor geriye, aynı rotayı yeniden yapacak olsam yine feribotu tercih ederim bu nedenle. Depoyu yoldaki ilk benzinlikten doldurup (390’ın deposu 13,4 lt. Yakıt ortalaması da fabrika verilerine göre 3,4 lt/100 km.) Biga, Lapseki, Çanakkale üstünden Geyikli iskelesine geldim. Rahat rahat sürüp güzel yerlerde mola vererek saat 14’teki feribota yetiştim. Feribot bileti çift yön için geçerli, yani adadan bindiğinizde tekrar bilet almıyorsunuz ve 150 cc motosikletler için 40 TL! (150 cc altı için 14 TL olduğu düşünülürse azıcık haksızlık var gibi burada, benim motorum minicik, kocaman ADV’lerle aynı ücreti veriyorum ama.)

Bozcaada

Saat 15.00’da adaya varmış, kalacak oteli bulmuş ve çoktan dışarıya çıkmıştım bile. Adaya ilk defa geliyorsanız ve benim gibi günün ortasında adım atacaksınız, ilk günü küçücük ada merkezine ayırabilirsiniz. Hem motor botlarından kurtulup şıpıdık terliklerle ayaklarınızı mutlu edersiniz, hem de deniz sefanız yarım kalmaz. Ertesi gün ise erkenden kalkıp kahvaltının ardından adadaki pek çok koydan birine gidip bütün günü geçirebilirsiniz. Birçoğuna motosikletle ulaşım çok kolay, bazıları içinse az bir şey yürümek gerekiyor. Kimilerinde tesis var, kimilerinde yok. Basit bir Google araması ile rahatlıkla bütün bilgileri bulabilirsiniz. Ben Ayazma Plajı’nı tercih ettim ve başka kimsenin olmadığı 3-4 saat geçirdim orada. Şezlong ücreti almaya gelen bile yoktu! Ada o denli boştu. 🙂Bir günümün tamamını deniz kenarında yatarak geçirecek sabır yok bende, o yüzden birkaç kişi gelince ayaklanıp önce bir şeyler yedim, sonra motorla kısa bir ada turu yaptım. İstesem de uzatamam, zira Bozcaada minicik. Rüzgar gülleri, Ayazma Manastırı, Göztepe daha önceki ziyaretlerimde zaten gördüğüm yerler olduğu için tekrar uğramadım. O miniklik, o butik(miş gibi) hava, vasat yemeklere istenen inanılmaz ücretler genel olarak beni mutlu etmediği için de ertesi sabah saat 10’da adadan ayrıldım.

Geyikli iskelesi ile Gökçeada’ya geçmek için gitmeniz gereken Kabatepe iskelesi arası 70 km. Çanakkale-Kilitbahir ya da Çanakkale-Eceabat arasında kısacık bir feribot geçişi var. O bileti atmazsanız Gökçeada biletini daha ucuza alıyorsunuz, unutmayın. 🙂 Hatta zamanı iyi ayarlayıp Kilitbahir’e geçin Eceabat yerine, arasındaki kısacık yolun manzarası harika çünkü. Ve benim gibi boş bulunup yol üstünde Suvla’ya uğramayın, Suvla’da yemek yemeyin. Harika bir bahçenin içinde, bayağı rahatlatıcı bir ortamı var ancak berbat yemekler, uçuk fiyatlar ve komik porsiyonlarla kendinizi İstanbul’da zannedebilirsiniz.

Gökçeada

Kabatepe’den Gökçeada’ya 150 cc üstü motosiklet için tek yön 20 TL ödüyorsunuz. 150 cc altının 7 TL olması yine gayet tatsız, aynı hacimde yer kaplayıp da 2 katından fazla ödemek çok anlamsız. Bozcaada gibi çift yön değil, dönüşte yeniden bilet almanız lazım. Adaya hava koşullarına da bağlı olarak 2 saatten az bir sürede geçebilirsiniz. Ben oradayken çok rüzgarlıydı, yaklaşık 1,5 saat sürdü.

İndiğiniz iskeleden ada merkezine 10 dakikalık bir yol var önünüzde. Merkez diyorum ama pek çok köy var aslında, kalmak için herhangi birini seçebilirsiniz. Ben daha önce de kaldığım Kaleköy’ü tercih ettim ve Yeni Bademli Konuk Evi’ne yerleştim, temiz ve düzgün bir işletme. Sezon öncesi her yer boştu ancak sezonda ada, her ne kadar pansiyon ve motel cenneti de olsa gitmeden önce rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Gökçeada, Bozcaada gibi değil. Kocaman bir ada, 15 dakikada çevresini dolaşamazsınız. İrili ufaklı pek çok plaj var. Biraz yürümeye gönüllü olursanız sadece size ait küçük bir koyunuz bile olabilir. Ada büyük olduğu için yeme içme seçeneği de çok. Ben esnaf lokantalarında yemeye bayıldığım için yine arayıp buldum birkaç tane! 🙂 Ama favorim Dereköy’ün ortasındaki Ayışığı Çamlık Pansiyon&Restaurantoldu, yemekleri harika, sahibesi de şeker gibi bir kadın. Haritada yazdığım gibi ararsanız kolaylıkla bulursunuz. Adada geçirdiğim 4 gün de denize girdim. Üstelik Bozcaada’dan daha şanslıydım zira hem deniz çok daha sıcaktı, hem de 2 gün üst üste hiçkimsenin olmadığı plajlarda saatlerce yüzme ve sessizliği dinleme fırsatım oldu. Benim favorim kimcesiklerin olmadığı hem adanın, hem Türkiye’nin en batı ucu olan Gizli Liman oldu. Muhtemelen bir tesis açmak üzereler oraya, hummalı bir çalışma vardı ancak uç kısmında kimsecikler olmadığı için pırıl pırıl bir denizde saatler geçirdim. Laz Koyu, Aydıncık Plajı, Yuvalı Plajı, Yıldızkoy ve Kuzu Limanı da motosikletle rahatlıkla ulaşabileceğiniz plajlardan. Tedarikli gitmekte fayda var, bazılarında tesis yok çünkü.

Ada içinde motorla gezmenin bana en tatlı gelen tarafı keçiler, küçük köyler, meyve ağaçları (dut yemekten ellerim leş gibi oldu yine), her gördüğüm patikada motosiklet de sürsem 3-4 günde bütün adayı gezmiş olma güzelliği ve Bozcaada’da artık neredeyse hiç kalmayan bakirlik. Kafa dinlemek, birkaç kişi birlikte bol sohbetli akşamlar geçirmek, gündüzleri deniz kenarında pırıl pırıl bir denizde ve hafta içine denk getirilirse nispeten az insanla zaman geçirmek Gökçeada’nın avantajlarından. Benim gibi sezon başlamadan giderseniz dediklerim garanti! 🙂

Dönüş

Adadaki 4 günün ardından yine sabah erken saatlerde Kabatepe’ye geçecek olan feribota bindim ve öğle olmamışken Kabatepe’de indim. Bu sefer Gelibolu-Şarköy-köfte molalı Tekirdağ-Silivri üstünden İstanbul’a döndüm. 18.30’da evdeydim.

Düşük cc’li motosiklet ile bu rotayı yapmak isteyenler için fikir versin, hep hız sınırları dahilinde sürdüm. Benim 1 yıl neredeyse her gün motosiklet sürme tecrübesinden sonra saatlik ortalamama ve bir günde maksimum kaç km yol yapabileceğime dair gayet net bir bilgim var artık. Saatlik ortalamam 50-60 km, bir günde de maksimum 10 saat motosiklet sürerim. Fazlası benim için eziyet ve lüzumsuz. Otobandan da gidiyor olsam 1 saati ya da 80-90 km’yi tamamladığımda mutlaka mola veriyorum, bir şeyler içiyorum ve bedenimi dinlendiriyorum. Haliyle saatlik ortalama 60’a düşüyor. 🙂 Şimdiye kadar maksimum 700 cc’lik bir motosiklet sürdüğüm ve onunla da saatlik ortalama almak gibi bir hedefim olmadığı, aksine test ettiğim için yüksek cc’li motorlar için söylediklerim geçerli değil elbette. Silindir sayısı, cc, sele gibi pek çok unsur bu ortalamaları değiştirecektir. Çatlak ayağım ve ameliyatlı herniam ile benim standartım bu. 🙂

Size de iyi tatiller. Bu rotayı yaptıysanız lütfen yorumlarda bilgilerinizi paylaşın, ortam şenlensin.

Kaynak: http://www.selinsecen.com/

104 Total Views 1 Views Today
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail